Aryan Tomar
Vancouver, British Columbia’da 12 Ekim 2006’da dünyaya gelen Aryan Tomar, sinema tutkusunu daha küçücük yaşlarda kendi çizgisini bulacak şekilde şekillendiren çok yönlü bir yarının film insanı olarak öne çıkar. Film şehrinin ışıklarını içine çekip büyüdüğü dönemlerden sonra Noida, Delhi NCR’da yaşamını sürdürürken; kendini sırasıyla yönetmenlik, senaristlik, yapımcılık ve ara sıra oyunculuk alanlarında geliştirmeyi hedefler. Onu tanıtan çalışmalar arasında “What Krishna Saw” da yer alır. Aryan Tomar’ın kariyerindeki ilk kıvılcım, on yaşına geldiğinde kazandığı bir laptopla birlikte başlar. O andan itibaren yolunu, Quentin Tarantino, Martin Scorsese ve Alfred Hitchcock gibi yönetmenlerin bakış açısından ilham alarak kurmaya çalışır; aynı zamanda kendi hikâye dünyasını üretmeye koyulur. Film yapımına dair sevginin somutlaştığı süreçte, babasının kaleme aldığı romanlardan birinin izinden giderek senaryo yazmaya başlar ve film müzikleri/film skorları üretir. Bu yaratıcı akış onu kısa süre içinde daha geniş bir sahneye taşır: haftalık süreli küresel bir film festivaline katılma fırsatı yakaladığında, on yaşında ilk ödülünü kazanır. Tutkusu ve performansının fark edilmesiyle birlikte, medya, film eleştirmenleri ve film analistlerinin önünde Meksikalı bir filmi değerlendirmek üzere sahneye davet edilir; burada “Sunú” (2015) üzerine yorum yapar. Aryan Tomar’ın sinemaya profesyonel bakışla yaklaşmasında aile etkisi de belirgindir. Babası Vikas Tomar; immersive infotainment alanında çalışan bir evangelist, aynı zamanda yatırımcı ve deneysel anlatılar üreten bir isimdir. Tomar’ın babası, Vancouver Film School (VFS) mezunudur; VFX ve Animation eğitiminin ardından Film Production alanını tamamlayarak üretim tarafındaki bilgisini güçlendirmiştir. Aryan da, VFS’den bu yana babasının biriktirdiği ve özenle derlediği VFX, film ve prodüksiyon eğitim içeriklerini araştırarak profesyonel sinema bilgisi edinir; böylece teoriyi pratikle birleştiren bir gelişim rotası yakalar. Aryan Tomar’ın ilk belgeseli “VVe Being Donna: The Light, the Dark” (2020) olur ve bu çalışma büyük ölçüde babasının anlattıkları ve onun dünyasını şekillendiren bir bağ üzerinden, büyükannesine dayanarak ortaya çıkar. Aynı yıl “Philosophy and i Déjà vu” başlıklı ilk web dizisini hayata geçirir; burada skor üretiminde yer alır ve yapımcılık tarafını da üstlenir. Dizinin yaratıcı tonunu, Avrupa ve Kore’ye yaptıkları ziyaretlerden edindiği ilhamla beslediği görülür. Festival başarısı ve bu erken dönem üretimleriyle kazandığı görünürlük ise kısa süre sonra uluslararası bir iş birliğiyle daha da genişler: Kanada’lı bir film yapımcısı, onun üzerine bir belgesel hazırlamak üzere onunla çalışır ve sonuç “The Higher Perspective” (2020) olarak izleyiciyle buluşur.
Photos 2
Movies
Comments 0
Share your thoughts about this title
Sign InNo comments yet. Be the first to comment!